Son Sayı
Önceki Sayılar
Mardin için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:42 07:22 12:29 15:00 17:18 18:46
İLETİŞİM
ÇOK DİLLİ BELEDİYECİLİK ÜZERİNE
Tarih: 3.10.2018 10:16:17 / 813okunma / 0yorum
Ömer Gültekin

Günümüzde en popüler sıfatlardan biri de kişilerin birden fazla bildiği dillerdir. Birden fazla dil bilen insanlar toplumda bir saygınlık kazanır. Hatta toplumda çok geçerli olan ‘´ne kadar çok dil bilirsen o kadar insansın´´ halk deyişi, toplumun dil bilmeye verdiği önemi göstermesi açısından ilgiye değerdir. Şüphesiz halk deyişindeki ‘´insan ile dil bilme´´ arasındaki ilişki, her insanın, normalde bir dili bildiği ve bir kaç dili bilen insanın da bir kaç insan gibi olabileceği arasında kurulan doğru orantıdır. Halkın ortak hafızasındaki dil imgesi bize, insanın bir tanım olarak dil bilen bir dilsel varlık olduğu bilgisini verir. Eğer başka bir dili bilmek, bizi kendimizden başka bir insana dönüştürebilecekse o halde her bir dil, bizi bir başkasına bağlayabilir, bireyler arasında duygu ve düşünce akışını sağlayarak bir empati ilişkisi kazandırabilir. Başka bir deyişle başka bir dil bilmek, bizi kendi kabuğumuzdan dışarı çıkararak kendimizden farklı bir dünyayı tanımamıza olanak tanır. Bu farklı dil yardımıyla bizler, koca dünyada büyük bir ailenin bir bireyi olduğumuzu görürüz. Bu büyüleyici bir düşüncedir; zira başka bir dil bilmek başkalaşmayı sağlayarak bize toplumsallık bilinci aşılar ve toplumu oluşturan tüm farklı bileşenleri kabul etmeyi, tanımayı ifade eder. Yani popüler bir dille başka bir dil bilmek, ‘´ötekileşmeyi´´ ortadan kaldırabilir. Bu açıdan bir dili öğrenmek sorunu, sadece bilişsel / kültürel bir etkinlik alanı olmaktan çıkarak insanın kendinden farklı aidiyet taşıyan insanlarla bir arada yaşama becerisi kazandıran bir anlayışa dönüşür.

Dillerin doğasında anlama arayışı vardır. İnsanın anlam arayışı dil yardımıyla gerçekleşir. Birey ilk yıllarından itibaren doğasında var olan öğrenme becerisiyle etrafını keşfeder, etrafındaki şeyleri dil becerisiyle tanımlayarak nesneleştirir. Kendisi bir özne olarak kazandığı kendine özgül dil anlayışıyla kendi varlığını yakın çevresinden uzak çevresine doğru konumlandırır. Bu bir kimlik edinme sürecidir. İlk dil tecrübeleriyle bireyin kendisi bir özne olarak merkez konumda kalır. Zamanla beraber yaşadığı etrafındaki insanların da bir özne olduğunu edindiği toplumsal deneyimlerle kazanır. Irk, dil, din, cinsiyet, aile gibi toplumsal aidiyetler  bireyin benlik kimliğinin bir parçası olarak yaşamını kuşatan çevre için bir anlama bürünür. Bu toplumsal aidiyetlerin dışında olan farklı kültür kesimleriyle teması, bireyi yakın çevresinden daha büyük dünya ailesine ortak kılar. Bu kültürler arası temasını sağlayan, farklı aidiyetleri tanımasını sağlayan temel bileşen de dildir. Zira dil, farklı halkların tüm alt aidiyetlerini tümleyen bir üst dil olarak farklılığı betimleyen en önemli etkendir. Sözcüklerin kendi içinde barındıkları tanım bilgisiyle bir ifadeye dönüşen dil etkinliğiyle, farklı aidiyetleri var eden kültürel / tarihsel mirası öğrenebiliriz. Böylece kendimizden tamamiyle farklı kimlikleri kendi dilleriyle tanıyabilir, onların varlığını kabul edebiliriz. Dil yardımıyla keşfe çıkacağımız bu hakikat bilgisi ile bizler de bu evrendeki konumumuzu doğru bir temele oturtabilir, sınırlı dar çevremizi aşarak evrensel düşünüşe varabiliriz. Anlam arayışının nihai amacı da budur.

Birden fazla dilin yaşam alanına sahip olduğu coğrafyalarda farklı dilleri öğrenme becerisi daha kolaydır. Çok kültürlü bir toplumsal ve tarihsel dokuya sahip coğrafyalarda insanların farklı kimliklerle teması daha erken bir zamanda ve doğal olarak gelişir. Farklı kimliklerin bir arada yaşadığı coğrafyalarda sokak kültürü, okul ortamı, komşuluk ve iş ilişkileriyle edinilen yaşam öyküleri, anı birikimleri yardımıyla farklı kimliklerle sadece bilişsel değil duygusal bağlar da oluşarak bireylerin düşünüşünde zihinsel dönüşümlere yol açar. Kanımca kendi alt kimliklerinden farklı kimliklerle kurulan doğrudan ilişki, en büyük zihinsel devrim deneyimidir. Bu deneyimle kazanılan anlayış ile farklı kimliklerle barış içinde yaşama becerisi ve anlayışı sağlam temellere oturur.

Bütün kurumlar için olduğu gibi, belediyelerin de sorumlu olduğu etki alanında yaşayan tüm farklılıkların temsiliyetinin sağlanması için onların en temel kimliği olan dillerinin tanınması, bu dillerle hizmet alımının sağlanması ile toplumun bireyleri arasında ortak yaşam anlayışı gelişir. Herkesin kendi diliyle temsiliyetinin sağlandığı bir yaşam ortamında herkes kendi kimliğini yaşamsallaştırma olanağını yakalayarak tüm toplumsal etkinliklerde etkin katılımını sağlayacağı gibi, belediye hizmetlerinde ve her türlü karar alımında da etkin bir katılım gösterecektir. Zira bu etkin katılım, kendi kimliğini kanıtlama çabası olarak derin bir anlama bürünür. Bu da bir varoluş öyküsü konusudur.

Anahtar Kelimeler: DİLLİ, BELEDİYECİLİK, ÜZERİNE
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
BELEDİYE BAŞKANININ BAĞIMSIZLIĞI ÜZERİNE (17 Eylül 2018 - Pazartesi)
BELEDİYENİN ETİMOLOJİSİ ÜZERİNE (29 Ağustos 2018 - Çarşamba)
BELEDİYECİLİK TANIMI ÜZERİNE (16 Ağustos 2018 - Perşembe)
TEMAYÜL YOKLAMASI ÜZERİNE (04 Ağustos 2018 - Cumartesi)
ADAY ADAYLARI MESELESİ (01 Ağustos 2018 - Çarşamba)
BELEDİYELERE DAİR (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Sayfa: