Son Sayı
Önceki Sayılar
KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
MARDİN İLİ ARTUKLU İLÇESİ KAMOR MEZARLIĞI MORG BİNASI YAPIM İŞİ
MARDİN İLİ ARTUKLU İLÇESİ KAMOR MEZARLIĞI MORG BİNASI YAPIM İŞİ
MARDİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ FEN İŞLERİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
KARAYOLLARI ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI HİZMET ALIM İŞİ
KARAYOLLARI ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI HİZMET ALIM İŞİ
MARDİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ MAKİNE İKMAL BAKIM VE ONARIM DAİRE BAŞK.
İLAN
İLAN
MARDİN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN
İLAN
İLAN
MARDİN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN
DUYURU
DUYURU
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ HUMAN RIGHTS ASSOCIATION KOMELAYA MAFEN MIROVAN MARDİN ŞUBESİ
ARTUKLU İLÇESİ KENTSEL SİT ALANI SOKAK ISLAHI
ARTUKLU İLÇESİ KENTSEL SİT ALANI SOKAK ISLAHI
ARTUKLU BELEDİYESİ MALİ HİZMETLER MÜDÜRLÜĞÜ
48´İNCİ HD TUG 3´ÜNCÜ HD TB(GÜL­YA­ZI) VE 4´ÜNCÜ HD TB KLIĞI (BALLI) İÇİN MAL­ZE­ME ALIMI
48´İNCİ HD TUG 3´ÜNCÜ HD TB(GÜL­YA­ZI) VE 4´ÜNCÜ HD TB KLIĞI (BALLI) İÇİN MAL­ZE­ME ALIMI
48 İNCİ HD.​TUG.​K.​LIĞI MİLLİ SA­VUN­MA BA­KAN­LI­ĞI GENEL KUR­MAY BAŞ­KAN­LI­ĞI BAĞ­LI­LA­RI VE MÜS­TE­ŞAR­LIK
ELEKTRİK MALZEMESİ SATIN ALINACAKTIR
ELEKTRİK MALZEMESİ SATIN ALINACAKTIR
MARDİN SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ MAKİNE İKMAL VE TESİSLER DAİRESİ BAŞKANLIĞI
KANALİZASYON MALZEMESİ SATIN ALINACAKTIR
KANALİZASYON MALZEMESİ SATIN ALINACAKTIR
MARDİN SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ PLAN PROJE YATIRIM VE İNŞAAT DAİRESİ BAŞKANLIĞI
PE BORU, VANA, PVC EK PARÇALARI, PPRC BORU VE PPRC EK PARÇALARI
PE BORU, VANA, PVC EK PARÇALARI, PPRC BORU VE PPRC EK PARÇALARI
MARDİN SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İÇME SUYU DAİRESİ BAŞKANLIĞI
PERSONEL HİZMETİ ALINACAKTIR
PERSONEL HİZMETİ ALINACAKTIR
AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR İL MÜDÜRLÜĞÜ AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI MÜSTEŞARLIK
TÜM İLANLAR
Mardin için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:42 07:22 12:29 15:00 17:18 18:46
İLETİŞİM
KIZILTEPE KELEPİR KİTAP MERKEZİ SAHİBİ MESUT ÖRNEK İLE RÖPORTAJ
MESUT ÖRNEK: “KİTAP OKUMA ORANI AZ, KALİTE DÜŞÜK.”
Tarih: 29.1.2016 15:01:49/ 7036okunma / 0yorum

 

Kızıltepe Kelepir Kitap Merkezini ziyaret edip, sahibi Mesut ÖRNEK´le Kelepir, kitaplar, gündem, gençler hakkında konuştuk. Kitap okuma oranın az olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Eğitim şart(!) lakin kitap okumadan ne kadar ilerleyebiliriz? orası meçhul.. kitaplara koşup sarılmak böyle denli rahatken kimse yeltenmiyor.. Mesut Örnek kitaplar hakkında şunu söylüyor: “Eğer Bir Ülkede Eğer Bir Yerde Bir Coğrafyada Silaha Ulaşmak Kitaba Ulaşmaktan Daha Rahatsa O Ülkenin Yaşayacağı Çok Problemler Olur.”
Bu ilk röportajımı keyifle okumanız dileğiyle. İyi okumalar.

HAZIRLAYAN: BÜŞRA AKAR

-Kelepir Kitap Merkezi´nin sahibi Mesut Örnek kimdir kendinizi tanıtır mısınız?

1965 Mardin/Kızıltepe´ye bağlı Ğurs köyünde doğdum. Doğumumdan beri Kızıltepe´de yaşıyorum.

-Kelepir´in kuruluş tarihi nedir?

1982´den bu yana kelepir var.

-Kelepir´i kurmanızın amacı nedir?

Kelepiri kurmamızın amacı; 1980´li yıllarda, 12 darbesinin yaşandığı o yoğun dönemde, Kızıltepe´deki gençlerin kitapla buluşmasını sağlamaktır.

-Kelepire nasıl bir yerde başladınız?

Kuruluşta küçük bir yerle başladık, gittikçe bu yerin geliştiği bugünkü 500 metre kare alanla devam etmektedir. Kuruluştaki, ´kar bıkı, par bıkı´ ( kazan-paylaş) felsefesiyle bugüne ulaşmıştır. Biz bu faaliyette bulunduğumuz dönemlerde sadece kitapevi ve kırtasiye işletmedik, aynı zamanda kütüphane görevini de yerine getirdik. Özellikle 1990´lı yıllarda 7500 gence ulaşıp ücretsiz kitap okutturduk. Biz hiçbir zaman olaya ticari yönde bakmadık. Aynı zamanda bir kültür merkezi olarak işlev görmeye özen gösterdik.

-Kelepir ismi nereden geliyor?

Kelepir´in kelime anlamı ´ucuzluk´ anlamına geliyor. Kelepir bir dönem Türkiye´de 60 -70 tane kitap evinden oluşan marka bir firmanın ortak ismiydi.

-Kelepirin bir zamanlar kütüphane faaliyetinde bulunduğunu söylediniz. Yeniden kütüphane ortamı oluşturmayı düşünüyor musunuz?

Kütüphane bölümü şuan durmuş durumda. İki üç yıl içinde faaliyete sokacağız.

-Sizce kitap okuma oranı nasıl?

Kitap okuma oranı az, kalite düşük. Özellikle 1980´li yıllardan başlayıp bugüne bir kriter çıkarmaya çalışırsak; 12 Eylül´ün en büyük amacından biri okuyan kitleyi yok etmek, pasifize etmek, onları depolize etmekti. Biz ise kitapla okuyucuyu buluşturmak için yola çıktık.

-Bize o dönemi anlatır mısınız? O dönem okuyucu kitlesi nasıldı?

O dönem sürekli gözetim altında, sürekli baskı altında o kitapları okuyucuya ulaştırmaya çalışıyorduk. O dönemde gerçekten kaliteli bir okuyucu vardı. 1990´lı yıllarda keza yine o faili meçhullerin yoğun yaşandığı dönemde çok iyi okuyan bir okuyucu kitlesi vardı. 1990´lı yıllarda o okumaları yapan arkadaşların çoğu bugün beş tane kitabı çıkan, on tane kitabı çıkan yazarlar oldu. O dönem o okumaları yapan arkadaşların çoğu yayınevlerinin kurucuları.. Mesela şuan Kızıltepe´de ellinin üzerinde kitabı yayınlanan yazar var, ama hiç kimse bilmiyor.

-Peki bunun kaynağı nedir?

Burada temel problem, temel sıkıntı, o dönem zor şartlar altında o kitaplar okunuyordu. Maalesef bugün kitaba ulaşmak o kadar rahat olmuş ki, gerek internet gerek kitapevleri, gerek kütüphaneler... okuyucu artık çok okumuyor. Sadece popüler kültür sadece reklamı çok iyi yapılan kitaplar okunuyor.

-Sizin gözünüzde nasıl bir nesil yetişmekte?

Bir kitap´ın eleştirisini okumuştum bir dönem. Hakikaten artık o ağır kült dünya klasiklerinden olsun, Doğu klasiklerinden olsun, Kürt edebiyatından olsun, okumalar çok çok düştü. Ama popüler kültür tersine bir grafiği var, yükselişi var. Şimdi son dönemde, bu da gittikçe içi boş bir neslin yetişmesine ön ayak oluyor bu tür çatışmalar.

-Herkesin üstüne düşen görevi yerine getirdiğini düşünüyor musunuz?

Burada gerek devlet kurumları gerek diğer sivil toplum kuruşları hiçbiri bu coğrafyada bu bölgede üstüne düşen görevleri yerine getirmiyor. Belediyeler olsun, kütüphaneler olsun, Milli Eğitim olsun... Bu coğrafyada benim inancım, benim tespitim şu; eğer bir coğrafyada silaha ulaşmak kitaba ulaşmaktan daha rahatsa o ülkenin yaşayacağı çok problemler olur. Ne yazık ki bizim coğrafyamızda bir kitaba ulaşmak çok zorken, bir silaha ulaşmak çok basit.. bu da hepimizin ortak sorumluluğudur. Burada hepimizin ortak bir suçu var. Yani biz üstümüze düşen görevleri yerine getirmiyoruz toplum olarak; bireyler olarak, sivil toplum kuruluşları olarak. Bu da gittikçe toplumun daha da dejenere olmasına, gençlerin daha da o içi boş nesiller olmasını tetikliyor, o zemini hazırlıyor. Halbuki biz o insanlara o imkanları sağlarsak.. Ki ben bir dönem bunu denemesini yaptım.

-Bizlere denemesini yaptığınız o dönemi anlatır mısınız?

7500 çocuğumuza kitap ulaştırıp, 7500 çocuğumuz kitaba ulaşıp kitap okuyabiliyordu. Demek ki amaç okumak ise, siz o kitabı o hizmeti sunduğunuzda, yerine ulaşabiliyor. Ve okuyan kitle içerisinde bugün okul müdürleri, bugün avukatlar, bugün doktorlar, eczacılar çıktı. O dönem o kitaba ulaşan çocuklar arasında, gençler arasında.. bugün eğer biz toplum olarak bu tür faaliyetlerde birbirimizle kenetlenip böyle bir üretim yapabilirsek, böyle bir hizmet yapabilirsek tabii ki çocuklarımız okuyacaktır. Çocuklarımız bugün gittikçe internet kafelerde, gittikçe pop ile top arasında sıkışmıştır. Genc erkekler top peşinde koşturuyor; diğer gençlerimiz ise pop peşinden koşuyor. Bu da içlerinin kendi kültürlerinden uzaklaşmasına neden olmakta.

-Peki ailelerin bu konuda suçu var mı? Neden çocuklarını okumaya teşvik etmiyorlar?

Ailelerin burada suçu yok; çünkü aile okumuyor. Okuyan bir aile olsaydı... Ben daha önce birçok değişik yerlerde bunun çalışmasını yaptım. Bir dönem bir okulun aile birliği başkanlığını yaptım. O dönem bir proje geliştirdik. Projem şuydu; bütün velileri davet ettik, konuştuk sohbet ettik.. Dedim; nasıl haber saatinde hepiniz haber saatini kaçırmayıp haberleri izliyorsanız, günün belirli bir saatinde televizyonun fişini çekin, siz elinize bir kitap alıp okuyun, bakın çocuğunuz okuyor mu okumuyor mu? Model anne babadır, model öğretmendir. Anne baba okumayınca tabii ki gençlerde okumuyor. Yani düşünün bir babanın ağzında sigara var, “sigara zararlıdır” içme diyorsa, ne kadar tutarlı olur ne kadar etkili olur. Maalesef ki acı bir gerçek, artık öğretmen de okumuyor, doktor da okumuyor, eczacı da okumuyor.. hepimiz popüler kültürün etkisi altına girmişiz. Bilgi ihtiyacımız olduğunda hemen google amcaya sarılıyoruz, google amcanın da verdiği bilgi ne kadar sağlıklı, ne kadar doğru o da tartışama konusu. Yani; böyle eskiden gidip ansiklopedileri alıp aramak, taramak, araştırmak, yok bunun çalışmasını yapmak, alın teri dökmek yok! Bir filozofun çok güzel bir sözü var: “Öyle bir dönem gelecek ki, öyle bir nesil gelecek ki, herkesin fikri olacak ama hiç kimsenin bilgisi olmayacak.´ Maalesef o gün şu anda içinde bulunduğumuz dönemdir. Şu anda siz mikrofonu kime uzatırsanız uzatın, iki saat sizinle konuşur herhangi bir konu üzerinde, ama bilgi sıfır. Çünkü popüler kültürün ona doldurduğu neyse onu sana aktarmaya çalışır, televizyon aptal kutusunun ona verdiği neyse onu sana yansıtmaya çalışır, ondan da bilgi sahibi olduğunu zanneder, ama maalesef bilgi değildir o. Eğer ben insansam eğer benim gözlerimden yaş akmıyorsa, yüreğim sızlamıyorsa, yani hiç! Şimdi bu toplumun en büyük problemi zaten biz kendi kökümüzden uzaklaşınca, soysuzlaştık. Soysuzlaşınca her türlü pisliği yapmaya müsait olduk.

-Sizce kime genç kimdir?

Genç; bilgisayarın hard diskidir, boştur. İçine ne yüklersen yükle... İçine bilgi yüklersen bilgi yükle. İçine film yüklersen, film. İçine pop yüklersen, pop. İçine rock yüklersen, rocktır.
Çok güzel bir atasözümüz var: “Suçu toplum hazırlar, bireyler işler.´ Dünyanın neresinde bir insan ölüyorsa sorumlusu benim; çünkü eğer ben insansam.. Allahü teâlâ Kur´an-ı Kerim´de diyor ki: “Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek kadar günahtır.´ Yani; bırak Müslüman´ı, bir insanı, putperest olabilir, Hıristiyan olabilir... Biz ne yapıyoruz, öz kardeşimizi öldürüyoruz.

-Sizce “özgür düşünce” nedir?

Dedim ya, 7500 çocuğa kitap ulaştırıp, okutuyordum.. Onlara sadece şunu aşılamaya çalışıyordum. Benim inancıma göre ben hiçbir cemaate hiçbir tarikata, hiçbir örgüte, hiçbir devlete bağlı değildim. Sadece bir bireydim. Mesut Örnek olarak çalışıyordum. Çünkü bir cemaate bağlı olsaydım, o cemaat bana derdi ki; “şu bakış acısıyla yaklaş çocuklara.” Bir devlete bağlı olsaydım, “bak şöyle bakacaksın.” Bir örgüte bağlı olsaydım, o da, “sadece şu şekilde bak.” derdi... Şimdi şu an bu bakış acıları, biri diğerini inkar üzerine kuruluyor. Allahü teâlâ kelamı var; “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da, birbirinizi tanıyasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık.” diye. Biz ne yapıyoruz? Ben kürdüm sen Arap´sın; ben güçlüyüm seni ezeceğim!.. Sen güçlüsün beni ezeceksin, sen beni yok sayacaksın! Hâlbuki biz Allah´ın varlığını inkar ediyoruz orda. Çünkü; Allah´ın kelamını inkar ediyoruz. Allah isteseydi beni İngiliz olarak yaratabilirdi, isteseydi beni İskandinav ya da İsveç vatandaşı yaratırdı, ya da isteseydi beni Afrika´nın o zencileri gibi bir insan olarak da yaratabilirdi.. Ama hiçbirinin diğerinden bir üstünlüğü yok ki! İnsanlık kavramı var orda. Ve Allah insana öyle mükemmel bir şey vermiş ki; meleklerde olmayan, hayvanlarda olmayan. Veya meleklerde ve hayvanlarda olan tüm her şeyi insana yüklemiş, ama biz bunun değerini bilmedik, bilemiyoruz. Bir şeyi yapmak istiyorsanız Bazıları bunu yüzyıl sonrasını düşünür adım atar, bazıları on yıl sonrasını düşünür, bazıları bir ay sonrasını, bazıları da günü kurtarmaya çalışır. Ortadoğu kültüründe Müslüman ülkelerinde günü kurtarma projeleri var, kimse yüzyılı, on yılı, elli yılı düşünmez. Çünkü hep dikta rejimlerdir, hep insan kanı üzerinde hep birilerinin inkarı üzerine kurulan rejimlerdir. Bunlar da ne demokrasiden anlar ne insan haklarından anlar; ne Allah korkusu vardır! Bunlar olunca da tabi ki ister istemez gittikçe kan ve gözyaşları durmuyor; yara gittikçe derinleşiyor. İstenilse bugün çok kolay bir şekilde çözüm üretilebilir. Engel, biraz daha aldatmaktır, yapmamak için bahane üretmektir. Siz bir gülü sevseniz dahi onun dikeni vardır. Bir sorunu çözerken elbette dikenleri olacaktır. Önemli olan onlara rağmen çözüm üretebilmek. Rahat bir şekilde herkes günlük gülistanlık bir yaşamda sorun olmadan yaşayabilir, önemli olan sorunun olduğu yerde çözüm üretebilmek.

-Çocukların ölmemesi, okutulması için ne yapılabilir?

Bugün büyük bir kirlilik var ve o kirlilik içerisinde gencecik çocuklar gencecik bedenler kurban oluyor. Siyaset bu coğrafyanın tümünde insan kanı üzerinde yapılıyor. Hiç kimse siyasetin kelime anlamı olan, ´insanı yönetme sanatı´nı sergileyemiyor. Ortadoğu´nu tümünde ´ insanı yok etme sanatı ´ olarak kullanılıyor siyaset. İnsan kanını akıtma siyaseti olarak kullanılıyor. Siyaset hiçbir zaman insanı yaşatma insanı yönetme anlamında kullanılmadı. Bu da gittikçe yaranın daha da derinleşmesi, daha da kangrenleşmesine sebep oluyor. Bu kangrenleşen sorunlara da çözüm üretmek çok basit ama kimse bu çözümü uygulamak istemiyor.

 








Kaynak:

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *